Şifreyi bırak, sınav sistemine bak

 

UMAY AKTAŞ SALMAN
Radikal Eğitim / 11/04/2011

 

 
Uzmanlara göre bugün şifreli kitapçık, yarın başka sorunlar tartışılacak. Önemli olan sınav sistemini değiştirmek.

Yükseköğretime Giriş Sınavı’ndaki (YGS) şifreli kitapçık skandalının ardından üniversiteye giriş sistemi yeniden tartışılmaya başlandı. Eğitimcilere göre bugün kopya iddiaları yarın başka sorunlar olacak. Önemli olan esas sorunu ortadan kaldırmak, kendi deyişleriyle bataklığı kurutmak. Yani sistemi değiştirmek. Uzmanlar sınav sistemine dair alternatiflerini Radikal’e anlattı:

Eski YÖK Başkanvekili Prof.Dr. İsa Eşme :
Türkiye’de yükseköğretime olan arz ve talep arasında büyük uçurum bulunuyor. Üniversiteler arasındaki kalite farkının büyük oluşu yükseköğretime girişte rekabeti ortadan kaldıramıyor. Bu nedenle sınav kaçınılmaz. Ancak sınavın ortaöğretime yan etkilerinin en aza indirilebilmesi gerekir. Bu bakımdan ders temelinde sınav sistemi bence en doğru olanı. Bazıları üniversite sınavının tamamen kaldırılmasını, bunun yerine ortaöğretim sınav notlarının esas alınmasını öne sürüyor. Not ortalamasına göre kayıtların yapıldığı ‘süper lise’ deneyimi, Türkiye’de bunun mümkün olmadığını gösteriyor.

Eski MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof.Dr. İrfan Erdoğan :
Sınav olacak, başka yolu yok. MEB’de iken okul başarısını daha ön plana alan bir sistem olan SBS’nin ilk adımını attık. Okuldaki derslerin gücünü daha fazla attırmaktı amaç. SBS modeli sabredilebilseydi oldukça başarılı olacaktı. Şu anda uygulanan ÖSYM’nin tek sınavı birkaç sınava bölme yöntemi son derece doğru. Önemli bir adım atıldı. Okulun ön plana alınması ortaöğretimde tehlikeli.

Türk Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu :
Üniversitelerin kendi öğrencisini alacağı noktaya gelinebilir. Böyle deyince ‘ya torpilli alınırsa’ deniyor. Rekabet koşulları doğru olursa, performansa dayalı bir sistem ortaya konulursa sorun olmaz. Sınav beş yıl içinde kalkabilir. Sadece sınav üniversite kabulünde tek etken olmamalı. ABD’de ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi üniversiteler kendi kriterlerini belirlemeli. Ankara’daki bir çocuk ile Çorum’un bir köyündeki çocuk aynı sınava giriyor. Esas eşitsizlik bu.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç:
Çocuklar, eğitimde bölgeler arasında ciddi farklılıklara karşın aynı sınavda yarışmak zorunda kalıyorlar. Sınavların kaldırılması gerekiyor. Donanımlı üniversite ihtiyaç düzeyinde olduğunda yarış anlamsız hale gelecek. Üniversiteler kendi içlerinde alacakları öğrencilere ilişkin kurallar belirleyebilir. Okulöncesinden başlayarak öğrencileri izleme ve yönlendirme süreci olmalı.

Eski Eğitim-Sen Başkanı Alaaddin Dinçer:
Sınav sayısını azaltmak lazım. Bir öğrenci ilköğretimden üniversite sonunda kadar 800 sınava giriyor. Çocukları ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirecek sistem şart. Üniversiteye geçişte okul başarısı ön planda olmalı. Bu genel bir sistem sorunu, bugün şifreli kopyadan patladı, yarın başka bir şeyden olabilir. Bataklığı kurutmak gerekiyor.

VİDEO

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Prof. Dr. İrfan Erdoğan Kayseri'de

 

25.03.2011

Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Kayseri Milli Eğitim Müdürü Sayın Erdoğan Ayata, Müdür Yardımcıları, Şube Müdürleri ve Okul Yöneticileri ve öğretmenlerin katılımıyla gerçekleşen "Türkiye'deki eğitimin dünü, bugünü ve yarını" konulu bir konferans verdi.  Çok sayıda eğitimcinin izlediği konferanstan sonra Kayseri Final Dershaneleri tarafından bir de kokteyl verildi. Prof. Dr. İrfan Erdoğan Uğur Baş ve Mehmet Torun ile birlikte gün içerisinde Kayseri Belediye Başkanı ve Milli Eğitim Müdürünü de makamlarında ziyaret etti.

 

Prof. Dr. İrfan Erdoğan Tekirdağ’da

 

Talim Terbiye Kurulu Eski Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Tekirdağ final dergisi dershanesinin ev sahipliği yaptığı Final Eğitim Kurumları Trakya Bölgesi Yöneticiler Toplantısı’na katıldı. Final Dergisi Dershaneleri Rehberlik ve Tanıtım Koordinatörü ve Bölge Yöneticisi Celil Vardar ve şube yöneticilerinin katıldığı toplantıda Vardar, Prof. Dr. İrfan Erdoğan’a kendilerini aralarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını, sektörünün lideri olan Final Eğitim Kurumlarının yöneticilerine eğitim sistemimizin tarihi, bugünü ve perspektifi hakkında vereceği kıymetli bilgilerden dolayı teşekkür etti.

Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Türkiye genelinde yüzlerce dershanesi ve okulları olan Final eğitim kurumlarının bu toplantısına katılmanın büyük bir mutluluk olduğunu söyledi. Konuşmasında Eğitim sistemimizin yeterince tartışılmadığını, bütçeden en büyük payı alan Milli Eğitimin bu bütçesini maaşlara kullandığını, genel yatırımlar içinde eğitime yapılan yatırımın yeterli olmadığını vurguladı. Türkiye’de aşırı bir etiket üretme, abartma ve simgeleştirme var, diyen Prof. Dr. İrfan Erdoğan, “öğrenci merkezli eğitim, yapılandırmacı eğitim” gibi sloganların eğitimin aslında yararlı olan birçok sistemini değiştirip zarar verdiğini, eğitimin bir idealizm olduğunu ve ancak özgür ortamlarda iyi işler çıkarılabileceğini söyledi.

 “Eğitimin ruhunu ortadan kaldırırsanız, her şeyi teknoloji ile yapabileceğiniz vurgusunu yaparsanız öğretmenin önemini, imajını zedelersiniz” diyen Prof. Dr. İrfan Erdoğan, “2500 yıldır eğitim idealist öğretmenlerin omzunda yükselmiştir.” dedi. “Eğitim, şekeri görülmeyen çay gibidir. Nasıl ki çay isterken çay ve şeker getirin demeyiz, eğitim de çayda görülmeyen şeker gibi olmalıdır.” diyen Prof. Dr. İrfan Erdoğan, dershanelerin sayısının artmasıyla ve ücretlerinin düşmesiyle birlikte fırsat eşitliğini sağladığını, daha az dershane olması durumunda fırsat eşitliğinin olmayacağını ileri sürdü.

Dershanelerin eğitim sisteminin çok önemli bir parçası olduğunu, olmaması durumunda eğitimin bundan ciddi etkileneceğini vurguladı. Kaldırılan SBS’nin Türkiye’nin röntgenini çektiğini, ölçtüğünü ve sonuçlarına göre tedbirler alındığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Erdoğan, çok iyi programlanmış bir sistemin kaldırılmasının doğru olmadığını söyledi. Okullara sınavsız geçilse bile vatandaşın okulları kendi içinde sıralayacağını ve yanlış bazı durumların ortaya çıkacağını söyleyen Prof. Dr. İrfan Erdoğan, bu durumun öğrenci ve veli üzerinde daha fazla strese yol açacağını ifade etti. Konuşmasını ev sahipliği yapan Tekirdağ final dergisi dershanesi şube yöneticisi Adem Yürekli’ye teşekkür ederek bitirdi.

http://www.tekirdagyenihaber.com/?p=4334

EĞİTİMDEKİ KARMAŞA

EĞİTİMDEKİ KARMAŞA[1]

Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN

Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı

Eğitim özellikle son yıllarda gündeme özü itibarıyla değil de görüntüsü itibarıyla gelmeye başlamıştır.  Okul sayısı, öğrenci öğretmen sayısı, derslik sayısı çok fazla ön plana geçmeye başlamıştır.  Öğrencilere dağıtılan bedava kitaplar, akıllı tahtalar, çağ atlatan “programlar”, büyük “projeler” vs. Böyle devam ederse yakında akıllı kitaplarla, akıllı masalarla, sandalyeler de karşılaşabiliriz.

Gerçek şu ki eğitim özü itibarıyla hızla aşınmakta ve yozlaşmaktadır. Okul sayısı, öğretmen öğrenci sayısı, teknolojik donanım gibi göstergelerin dışına çıkıp eğitimde olup bitenleri bilmek ve anlamak gerekiyor.

 Bugün maalesef eğitim bilimlerinin birikiminden yoksun piyasa koşullarının yarattığı yapay bir “yeni” eğitim sürecinin yaşandığı döneme tanıklık etmekteyiz. Eğitim, ne ve kim olduğu belli belirsiz kişi ve kurumların ve onların ileri sürdüğü söylemlerin rüzgarlarına kapılmış durumdadır. Eğitim adına dile getirilen düşünce ve atılan adımların kaynağında Rousseau, Pestalozzi, Frobel, Mentossori, gibi Dewey, Satı Bey, İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi büyük otoriteler yok artık.

“Yeni” diye etiketlenen malum çalışmalar veya modeller “yeni” değildir. Rousseua’nun düşüncesi, Pestalozzi’nin, Frobel’in okulu yeniydi ve “yeni” olarak nitelenmeyi hak etmekteydi. Satı Beyin 1909’larda Darülmualliminde uyguladığı yöntem (usul-ü tekşif) de yeniydi. Millet mektepleri, köy enstitüleri gerçekten yeniydi.  Baltacıoğlu’nun “İçtimai mektep” düşüncesi yeniydi.

Son yıllardaki sözde “yeni” çalışmalara bakılırsa hiçbirisi yukarıdaki örneklerdeki gibi “yeni” olarak nitelenmeyi hak etmemektedir.  Emrullah Efendi  “Tuba Ağacı” adlı teoriyi geliştirmişti.  Köy Enstitülerinin babası İsmail Hakkı Tonguç beş yüz sayfalık bir eserle baştan sona ilköğretim kavramını ele almıştı. İsmail Hakkı Baltacıoğlu yüz civarında eser yazarak ömrünü Türk Pedagojisi’ni yaratmaya adamıştı adeta.  İşte o insanlar birikimleriyle ve idealleriyle eğitimi iyileştirmeye çalıştılar ve tarihe geçtiler.  Keşke şimdilerde de eğitimde yeni bir şeyler yapmaya, belirli bir birikimin gücüyle kalkışılsa.   İşte o zaman yapılan işler daha doğru ve daha kalıcı ve daha anlamlı olur.

 Örnek vermeye gerek yok, eğitimle ilgili çalışan çabalayan, bir şeyler yapmak isteyen kişilere ve yetkililere katkı sağlar diye düşünerek diyoruz ki; eğitimin daha fazla tahrip olması ve yozlaşması istenmiyorsa “yeni” diye sunulan her bir çalışmadan, modelden, projeden kuşku duyulmalıdır. “Nerden çıktı bu” diyerek sorgulanmalıdır.  Dile getirilen bir takım projelerin aslında bir anlamda öğretmeni gölgelediği fark edilmelidir. Zira “sözde” projelerin çoğu bir şekilde öğretmenin yetersizliği, geliştirilmeye ihtiyacının olduğu vurgusu ile takdim edilmektedir.  Öğretmen aleni bir şekilde ötekileştirilmektedir.   Bir takım projelerin mantığı açıklanırken izlenen bu tarzın çok tahrip edici olduğu gibi aynı zamanda da gayri ahlaki bir yaklaşım olduğu bilinmelidir.  Öğretmenleri her daim uluorta “yetersiz” diye takdim etmek her açıdan yanlıştır.    

Kısacası kaş yaparken göz çıkartmanın çok yaygınlaştığı bir haline gelen eğitimin, uzmanlık gerektiren disiplin olduğu kabul edilmeli ve özellikle son yıllarda belli başlı çalışmalar yapılırken nelerin bozulduğu enine boyuna irdelenmelidir.   

Unutmayalım ki tarihe eğitime dair gelişmelerle ilgili olarak da not düşülüyor, yani eğitimin de tarihi yazılıyor.



[1] Bu yazı, 2011/Şubat tarihinde Hürriyet.com.tr’de (Konuk Yazar) yayınlanmıştır.

Buradasınız: Anasayfa