OKULDAN EKOLE DOĞRU MÜLAHAZALAR

OKULDAN EKOLE DOĞRU MÜLAHAZALAR*

Prof. Dr. İrfan Erdoğan

Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı

“Türkiye’deki özel okullar ile Türkiye’nin özel okulları bir birinden farklıdır” 

“Türkiye’deki özel okullar, Türkiye’nin özel okulları haline dönüşmelidir”

Türkiye Özel Okullar Derneğinin bu yıl onuncusunu düzenlemiş olduğu Antalya Sempozyumları genel olarak Türk Milli Eğitim Sistemi, özel olarak da Türkiye’deki özel öğretim kurumları açısından son derece anlamlı ve işlevsel oldu.  Alanlarında çok seçkin uzman ve otoritelerin davet edildiği bu Sempozyumlarda başından beri ufuk açıcı konular ele alındı. Bu toplantıların Türkiye’de eğitim alanında son on yıl içinde en fazla yankı uyandıran platform haline gelmiş bulunmaktadır. Bizim de ilk sekizinin düzenlenmesinde rol oynadığımız bu toplantıların düzenlenmesinde Dr. Rüstem Eyüboğlu’nun liderliğini ve bayrağı devralan Cem Gülan ve arkadaşlarının hizmetlerini takdir etmek gerekir.    

Antalya Toplantıları, eğitimi her yıl bir boyutuyla masaya yatırmakla birlikte Türkiye’deki “özel okullar” gerçeğini de gündeme taşımaktadır. Ancak aradan bunca zaman geçmesine rağmen ne yazık ki hala Türkiye’nin özel okullar ile ilgili bir politikası oluşamamıştır.

Bunun için özel okullara dair perspektifler geliştirmeye ve öngörülerde bulunmaya devam etmek gerekir. Bu anlamda öncelikle özel okulların sayısının azlığı ile ilgili alışılagelen vurguyu artık geride bırakmak gerekir. Çünkü özel okulların hep nicel yönleriyle ele alınması, eğitim sistemi içindeki oranının düşük olmasına dikkat çekilmesi bu okullara dair felsefi anlamda irdelemeler yapabilmeyi ve öngörülerde bulunabilmeyi gölgelemektedir.

Nitekim kendine özgü ayrı bir felsefesi ve perspektifi olan “özel okul” Türkiye’de maalesef hayat bulamamıştır. Pek tabiidir ki yüz yıla yakın tarihe sahip kendi adıyla simgeleşmiş olan köklü devlet okullarının bile gittikçe birbirine benzeyerek kaybolup gittikleri göz önünde bulundurulursa özel okulların da kendi ekollerini yaratamayıp birbirine benzer kurumlar haline gelmiş olmalarını mazur görmek gerekir.      

“Yeni bir milli pedagoji hareketine ihtiyaç vardır”

Ancak şu bilinmeli ki bu ülkede özel okullar, 1870’li yılarda önce Selanik’te daha sonraları da İstanbul’da belirli özellikleri olan okullar olarak doğmuştu.  Şemsi Efendinin açtığı “Şems’ül Mekatip”, Satı Beyin 1915 yılında Selanik Fevziye Mektebi İdare Heyeti ortaklığı ile İstanbul’da açtığı “Yeni Mektep” adlı okulları bulunmaktaydı. Tevfik Fikret de “Yeni Mektep” adıyla bir okulun açılması için çok geniş bir plan hazırlamıştı. Halide Edip daha 1913 yılında ilkini Erzurum’da açmayı hayal ettiği “Turan Okulları”nın ülkenin her bir yanına yayılmasını düşlemekteydi. Selim Sabit Efendi’nin de Süleymaniye’de bir Numune Mektebi açtığı kaydedilmektedir. İsmail Hakkı Baltacıoğlu da, Şemsül Mekatip, İçtimai Mektep adlı okulların açılmasına öncülük etmişti.  Selim Sırrı’nın da meşrutiyetten sonra özel bir Jimnastik Mektebi kurduğu kaydedilmektedir. İlk Milli Eğitim Bakanlarımızdan Vasıf Çınar ve Mustafa Necati’nin de piyangodan çıkan bir miktar parayla 1915-18 yıllarında İzmir’de Özel Şark İdadisi adlı bir okul açtığı belirtilmektedir.  

Pek tabiî ki belirli bir eğitim görüşüne dayalı olarak kurulmuş olan bu “özel” okulların haliyle her birinin özgün bir yönü vardı. Yani her bir özel okulun dayandığı bir eğitim ekolü bulunmaktaydı.

Bu “özellikli” okul akımı Avrupa’da da yaygındı.  Nitekim Tolstoy’un, Pestalozzi’nin, Frobel’in Mentosorri’nin de pedagojik düşüncelerine dayalı olarak açtıkları okulları vardı.  Özel okullar bir anlamda eğitime dair bir bakış açısı olan pedagogların-eğitimcilerin düşüncelerini hayata geçirmek için açmış oldukları kurumlar oldu.  Bilhassa 18. ve 19. Yüzyıldaki Avrupa’daki pedagoji hareketleri önce özel okullarda doğdu ve sonra bütün dünyaya yayılan yeni eğitim akımının kaynağı oldu.

“Mazisiz okul olmaz”

2023 yılına hazırlanan Türkiye’nin eğitimdeki niceliksel boyuta dayalı problemleri önemli ölçüde geride bıraktığı şu dönemlerde eğitim adına bir hamle yapması gerekir. Bu hamlenin özü de 1908’lerde Meşrutiyetle başlayıp 1950’li yıllara yerleştirmeye çalışılan ama daha sonra devam ettirilemeyen eğitim devrimini yeniden canlandıracak bir pedagoji hareketine dayanmalıdır. Nurettin Topcu’nun 1958 yılında kaleme aldığı “Maarif Davamız” adlı eserinde ifade ettiği gibi “Mektep ancak milli mekteptir… Mazisiz mektep olmaz. Mazisiz, geleneksiz mektep denemeleri, ortaya mektep yerine bir okuma yeri, konferans salonu veyahut bazen bir oyun çıkarmıştır”.

 “Özel okullar yeni bir pedagoji hareketini başlatabilirler”

Türkiye’ye özgü yeni bir milli pedagoji hareketini özel okullar başlatabilir. Bunun için birbirine benzeşerek “genelleşmiş” hale gelen özel okulların, ruhunun, yapısının ve içeriğinin farklılaşarak “özelleşmiş” okullar şekline dönüşmesi önemli bir başlangıç olabilir. İşte o zaman “Türkiye’deki özel okullar”, sadece küresel sistemin bir parçası haline gelmez aynı zamanda “ Türkiye’nin özel okulları” olur.  “Türkiye’deki eğitim” ile “Türkiye’nin eğitimi” (Türk Eğitimi) arasında nasıl bir fark varsa aynı şekilde “Türkiye’deki özel okullar” ile “Türkiye’nin özel okulları” (Türk Özel Okulları) arasında da fark vardır.

 



* Bu yazı Türkiye Özel Okullar Bülteni/1/2011, Şubat Sayısında yayınlanmıştır

Buradasınız: Anasayfa ANA SAYFA ANA SAYFA OKULDAN EKOLE DOĞRU MÜLAHAZALAR